Kayıp Korkular - Deep Web, Cinler ve Büyüler, Paranormal Olaylar
Son Yayınlar

Günün Sözü

03 Temmuz, 2017

Nikolay Nedelchev

Türk Kardeşler Tarafından Geliştirilen Mobil RPG Oyunu Crimson Warden Yayında!


RPG Dünyasına her geçen gün yeni bir oyun daha dahil oluyor. Crimson Warden da bunlardan biri, bu oyunu özel kılan ise İki Türk kardeş tarafından yapılmış olması. Ülkemizde bu yönde yapılan çalışmalar bizleri de fazlasıyla memnun ediyor. İki Türk yazılımcı tarafından yapılan devasa rol yapma oyunu Crimson Warden Google playdaki yerini aldı! Krallığa ait topraklardaki düzeni sağlamak için gönderilen seçkin askerlerin başından geçen olayları anlatan Mobil RPG oyununda üstesinden gelinmesi gereken görevler ve kadim bir lanetin hakim olduğu uçsuz bucaksız bir dünya yer alıyor..
Kardeşlere destek olmak ve oyunu denemek için BURADAN ulaşabilirsiniz.
Oyun Özellikleri:
– 10 tane geliştirilebilir özel büyü yeteneği– 8 tane geliştirilebilir karakter özelliği– Sonsuz seviye atlama özelliği– 20′ den fazla birbirinden farklı düşman(Mermaid, Goblin, Ork, Kara Elf, Başsız Şövalye, Dev Karınca, Treant, Dev Arı, İskelet, Ogre, Etobur Bitki, Ghost, Zombi, Golem, Kara Ogre, Dev Karınca, Harpy, Ayı, Haydut, Vehimorse, Banshee, Ruh Gardiyanı, Cehennem Tazısı, Kurt)– 117 tane görev serisiyle fantastik bir hikaye– 6 tane yan görev zinciri– Görev takibinin yapılabildiği mini harita– Altın, kasa, sandık, maden gibi etkileşimli nesneler– Kasa, sandık, varil gibi kırılabilir nesneler– Derek ve Brandon Fiechter kardeşlerden özgün arkaplan müzikleri– Aksiyon anı müzikler– Reklamsız oyun keyfi

23 Nisan, 2017

Nikolay Nedelchev

Arka Koltuktaki Katil

Arka Koltuktaki Katil


Şehir efsanesi olarak ortalıkta dolanan bir hikâye var; arka koltuktaki katil. Bu hikâye gerçekten yaşanmış mı yoksa efsane olarak dilden dile dolaşıyor mu henüz net bir açıklama olmasa da okuyucuları oldukça etkilemişe benziyor. Çünkü konusu oldukça ürkütücü olan ve okudukça içlere korku salan bir hikâyedir. Hikâyeyi kim yaşadı ya da kim yazdı belli değil, anonim olarak paylaşılmakta. Bir serinin devamı şeklinde yayınlanmış gibi gözükse de farklı hikâyelerden oluşan bir seri hikâyenin farklı bir bölümünü oluşturmaktadır. Kısa ya da uzun metrajlı herhangi bir filmi yoktur, yalnızca anonim paylaşılmış bir hikâyedir.

Arka Koltuktaki Katil hikâyesi nedir?  
Bir kadın gece vakti bir gece kız arkadaşları ile içki içmek için dışarı çıkmıştır. Beraber vakit geçirdikten sonra gittikleri mekândan çok geç bir saatte çıkıp arabasına binmiştir. Arabasında da ıssız bir otoyolda sürmeye başlamış. Dikiz aynasından baktığında kendisine doğru yaklaşmakta olan bir çift far görmüştür. Araç kendisine iyice yaklaştığında sinyalin açık olduğunu far ederek aracın döneceği ihtimalini düşündü. Fakat öyle olmadı ve araç kadına doğru hızla yanaştı ve selektörlerini yaktı.

Gerilen kadın farlara baktığında sönmüştü fakat ardından tekrar yandı ve araç daha da yaklaşmaya başlamıştı. Kadın arkaya bakmamaya çalışarak çıkış yolu görünene kadar aracını sürüyor fakat arkadaki aracın sürekli farlarını yakıp söndürmesi ile ilgisi dağılıyordu. Tüm yol boyunca araç kadını takip etmeyi sürdürmüştü. Kadın artık tek kurtuluşu evine kadar sürüp koşarak evine gitmek ve hemen polisi aramak olacağını düşündü. Evinin önüne geldi ve arabadan çıktığı an arkadaki aracın sürücüsü ona “kapını kilitlemelisin ve hemen polisi aramalısın” diyerek bağırdı.

Tüm gerçek polis geldiğinde ortaya çıkmıştı. Aslında arka araçta kadını korkutan adam onun canını kurtarmaya çalışıyordu. Çünkü kadının aracında arka koltukta elinde kasap bıçağı olan bir adam vardı ve kadını öldürmeyi planlıyordu. Arka araçtaki adam her far yakıp söndürdüğünde eli bıçaklı adam gözükmemek için saklanıyordu ve tüm yol boyunca saklanmak zorunda kalmıştı. Böylece esas katilden kadın kurtulmuştu.

22 Ocak, 2017

Burak Akkoyun

Kan Donduran Rus Uyku Deneyi...

                                          Rus Uyku Deneyi


Bu makalemizde 1940'ların sonlarına doğru Rusya'da yaşanan vahşet verici bir uyku deneyinden sizlere bahsedeceğim.Rusya'da yaşanan bu konu Rusya tarafından herhangi bir açıklamada doğrulanmamıştır.Peki bu olay nasıl yayıldı ve bu olayın ana kaynağı neresi diye soracak olursanız creepypasta.wikia.com/wiki/The_Russian_Sleep_Experiment cevabını veririm.1940'ların sonlarında Rus araştırmacılar 5 insanı 15 gün tetikleyici gazla denekleri uyanık tuttular.Bu denekler II.Dünya Savaşı'nda düşman olarak kabul edilmiş politik tutsaklardı.Oksijen seviyesinin dikkatlice kontrol edildiği odalarda kalıyorlardı.Ayrıca oksijen seviyesinin dikkatlice kontrol edilmesinin amacı odaya verilen tetikleyici gazdan dolayı deneklerin zehirlenerek ölmemelerini sağlamaktı.Kamera sistemleri kapatılmıştı.Onları izleyebilmek için sadece mikrofonlar,5 inçlik gözlem camları,kitaplar,su,yataksız karyolalar ve beşinede bir ay yetecek kadar yiyecek erzağı vardı.Denekler eğer 30 gün boyunca uykusuz kalırlarsa serbest bırakılacakları konusunda anlaşmışlardı.

İlk beş gün her şey yolunda gidiyordu.Hiç bir sorun yoktu.Zaman geçtikçe deneklerin geçmişlerindeki travmatik olayları konuştukları fark edildi.4 gün boyunca bu durum giderek karanlık bir hal aldı.5 günden sonra,koşullar hakkında şikayet etmeye ve onları yönetenlerin nerede olduklarını araştırmaya başladılar.Birbirleri ile konuşmayı,iletişim kurmayı kestiler ve mikrofonlarla tek taraflı camlara fısıldamaya başladılar.Garip olan bir şey vardı ve oda şuydu;
Bu deneyi diğer deneklerin üzerinden kazanabileceklerini düşünmeye başladılar.Araştırmacılar başta bunun gazın bir yan etkisi olduğunu düşündüler.9 günden sonra ilk denek çığlık atmaya başladı.3 saat boyunca,odanın içinde koşarak bağırdı.Denek bağırmaya devam ediyordu ama çoğu zaman çıkan ses gürültüden ibaretti.Denek hiç bir şey söylemeden bağırıyordu.Araştırmacılar,deneğin ses tellerini parçaladığını söylediler.Daha ilginç olan şeyse diğer deneklerin buna nasıl tepki verdiği,ya da tepki vermediği idi.İkinci denek de çığlık atmaya başladı,geri kalanı ise mikrofonlara fısıldamaya devam etti.Diğer çığlık atmayan denekler kitapları parçalara ayırdı,sayfaları tek tek yüzlerine sürüp sakince gözlem camlarına yapıştırdıklarında,çığlıklar hemen kesildi.Aradan 3 gün daha geçti.İçerideki 5 deneğin sesi kesildiğinde araştırmacılar mikrofonların çalışıp çalışmadığını kontrol ettiler.Mikrofonlarda hiç bir şekilde sorun yoktu.Odadaki oksijen seviyesi,hepsine yetecek düzeydeydi.5 denek ağır egzersizler yapınca oksijen seviyesi düşüyordu.14. günde araştırmacılar deneklerden hiç bir ses,görüntü vb alamayınca odaya girmeye karar verdiler.Onların ölmüş olmalarından endişeleniyorlardı.
Anons ettiler:''Mikrofonları kontrol etmek için içeri giriyoruz,kapılardan uzak durun ve yere yatın.Aksi hâlde vurulacaksınız.İtaat edeninizden birisi özgürlüğüne hemen kavuşacak.''
İçeriden sakin bir ses cevap verince şaşırdılar:''Artık özgür olmak istemiyoruz.''Askeri güçler ve araştırmacılar arasında bir tartışma çıktı.Daha fazla tepki alıp kışkırtmamak için 15.günün gece yarısı odanın kapısının açılmasına karar verildi.Oda birden temiz havayla doldu ve uyarıcı gazlar boşaldı.Mikrofonlar anında çalışmaya başladı.3 farklı ses yalvarmaya başladı;dışarıda onları bekleyen aileleri,sevdikleri olduğunu yakarıyorlardı.Askerler denekleri almak üzere odaya gönderildi.Şimdiye kadarki en yüksek çığlık,içeriye giren askerlerden geldi.5 denekten 4'ü hâlâ yaşıyordu.Yiyecek erzaklarına çok dokunulmamıştı.Deneklerden birisi ölmüştü.Kalçasında ve göğsünde topak topak et doldurulmuştu.Odanın ortasındaki giderin üstünde duruyordu,suyun geçmesini engellediği için oda 4 inç suya kaplanmıştı.Su sandıkları sıvının kan olduğu o an fark edilemedi.Kurtulan 4 deneğin sakalları uzamış,derileri adeta paramparça olmuştu.Tırnaklarındaki parçalar bu yaraları kendilerinin yaptıklarını gösteriyordu,araştırmacıların düşündüğü gibi dişlerle değil... Yaralar ve oyukların açıları,konumları hepsini kendilerinin yapmadığını gösteriyordu.Ayrıca birbirlerine de saldırıyorlardı.4 deneğin de karın bölgesindeki organlar ve kaburgaları hemen hemen yok gibiydi.Kalp,akciğerler ve diyafram yerine,deri ve kaburgaya bağlı kasların çoğu akciğerlerle beraber göğüs kafesinin dışına sarkmıştı.Kan damarları ve organlar sağlam kalsa da,diğerlerini çıkarıp yere atmışlardı.Fakat denekler hâlâ inanması zorda olsa yaşıyorlardı.Dördününde sindirim sistemleri çalışıyordu.Günler sonra istifra ettiklerinde,aslında yediklerinin kendi etleri olduğu anlaşıldı.Çoğu asker Rus özel servisinde çalışmıştı fakat hiçbiri odaya girip denekleri kaldırmaya cesaret edemedi. Askerler odadan çıkarılmaları için yalvarıp bağırırken tetikleyici gaz geri geldi ve uykuya daldılar…
Deneklerin odadan çıkarılmamak için verdikleri mücadele herkesi çok şaşırttı. Bir Rus asker boğazına saldırılması sonucu öldü, bir diğeri ise testisleri koparıldığı ve bacağı deneklerden birinin dişleriyle kemirildiği için yaralandı. Diğer 5 asker ise hayatlarını intihar ederek kaybettiler.

Yaşayan 4 denekten birinin dalağı patladı ve dışarı doğru kanamaya başladı. Tıbbi araştırmacılar onu sakinleştirmeye çalıştılar ama bu imkansızdı. Bir insanın alabileceği morfinden daha fazla almasına rağmen hâlâ köşeye sıkışmış bir hayvan gibi mücadele ediyordu. Bir doktorun kolunu ve kaburgasını kırdı. Deneğin dolaşım sisteminde kandan çok hava vardı. Kalbi durduğunda bile bağırmaya devam etti ve 3 dakika boyunca kendini dövdü. Herkese saldırıp “Daha fazla!” kelimelerini tekrar ederken gittikçe güçsüzleşti, yavaşladı ve sessizce yere yığılıp hayatını kaybetti.Sağ kalan 3 denek tam donanımlı bir tıp merkezine taşındı. Sağlam ses telleri olan 2 denek uyanık kalabilmek için daha fazla gaz talep ediyorlardı. Deneklerin organlarını tekrar yerleştirme aşamasında sakinleştirici ilaçlarına karşı bağışıklık kazanmış oldukları keşfedildi. Deneklerden biri bağlanmış olduğu iplere rağmen, öfkeyle etrafa saldırıyordu. En sonunda 4 inçlik deri kelepçeleri yırtmayı başardı. Bunu yaptığında kolunu 200 poundlık bir asker sıkıca tutuyordu. Deneği sakinleştirmek için normalin üzerinde anestezi kullanıldı ve gözleri kapandı. Kalbi durmuştu… Otopsi testlerinin sonuçları kanın içindeki oksijen miktarının olması gerekenden 3 kat fazla olduğu gözlemlendi. Kasları iskeletine o denli yapışmıştı ki karşı vermeye çalışırken 9 kemiği kırıldı. 2. Hayatta kalan ise 5 kişinin arasında ilk çığlık atanlardandı. Ses kayıtları yok edilmişti.Yalvaracak durumda değildi, tek yapabildiği kafasını düzensiz bir şekilde haraket ettirmekti. Bunlar anesteziden doğan sonuçlardı. Bir sonraki ameliyatta yeniden anestezi verildi. Organlarını yerleştirirken 6 saat boyunca hiç tepki vermedi. Bir hemşire birkaç kez hastanın ameliyat esnasında gülümsediğine şahit oldu. Ameliyat bittikten sonra denek mırıldanmaya başladı. Doktorlardan biri, hastanın önemli birşey söylüyor olabileceğini var sayarak kalem ve not defterini alıp yanına gitti. Deneğin dudaklarından dökülen kelimeler sonucunda odadakilerin dehşeti katlandı: “Kesmeye devam et.”
Diğer iki deneğe de aynı ameliyat yapıldı. İkisine de anestezi yerine onları felç eden bir ilaç verildi. Ameliyatı gerçekleştirmek imkansızdı çünkü iki hasta da gülüp duruyordu. Tekrar konuşabilecekleri zaman canlandırıcı gaz istediklerini söylediler. Araştırmacılar onlara neden kendi bağırsaklarını parçaladıklarını ve tekrar gaz verilmesini istediklerini sordular. Tek cevap şuydu: “Uyanık kalmam gerek.”
Kalan üç deneği daha sıkı bağladılar ve onlarla ne yapılacağına karar verene kadar bekleme odasına geri gönderdiler. Komutan tekrar tetikleyici gaz verildiğinde ne olacağını merak ediyordu. Araştırmacılar buna itiraz etti ama kimse dinlemedi.
Odanın içinde tekrar mühürlenmeye hazırlanan denekler EEG monitörüne bağlıydı. Sürpriz olan şey ise tekrar tetikleyici gaz alacaklarını duyduklarında çırpınmayı bıraktıklarıydı. Denekler uyanık kalmakta kendilerini zorluyor gibiydiler. Bir tanesi mırıldanarak konuşmaya çalşıyordu. Diğer denekler kafasını yastığa dayamıyor ve sürekli göz kırpmaya çalışıyordu. EEG monitöründe görülen beyin dalgaları şaşırtıcıydı. Raporlarına bakarken bir hemşire deneklerden birisinin kafasını yastığa değdirdiği anda gözlerinin kapandığını fark etti. Beyin dalgaları direk rem uykusuna girdiğini gösteriyordu. Sonra tekrar eski durumuna döndü. Döndüğü anda ise kalbi durmuştu…
Kalan 2 denek ise tekrar mühürlenmek için çığlık atmaya başladı. Beyin dalgaları tıpkı uykudan ölen deneğinki gibi oldu. Komutan 2 deneğin tekrar mühürlenmesini emretti. Yanlarında olan 3 araştırmacıya  mühürleme emiri verildi. Araştırmacılardan birisi silahını çekip komutanı vurdu. Sonra sessiz olan deneğe silahı doğrulttu ve onu vurarak öldürdü. Silahı son kalan deneğe doğrulttu.”Bu şeylerle aynı yerde kilitlenmeyeceğim!” Adama çığlık attı. “Nesin sen!?” “Bilmek zorundayım!”
Denek gülümsedi: “Bu kadar kolaymı unuttunuz ?”  “Biz siziz. Biz sizin içinizde yatan deliliğiz, her an serbest olmayı bekleyen çılgın hayvanlarız. Biz yatağınızın altında saklananlarız…”
Araştırmacı durdu. Sonra silahı deneğin kalbine doğrultup ateş etti. Denek ölmek üzereyken, “Nerde..yse .. özgür…” dedi.

20 Ocak, 2017

Burak Akkoyun

Sihirli Kapı Porta Magica

Roma'da bulunan Porta Magica denilen 17. yy'da yaşamış olan ve metali altına çevirmeyi kendisine takıntı haline getirmiş olan Massimilano Kolombala'nın villasının giriş kapısıdır.Günümüzde villanın kendisi yoktur fakat sadece bu kapı vardır çünkü bu kapının çok
büyük bir özelliği vardır.
Bir simyacı metali altına çevirmeyi başarmıştır ve formülü bulmuştur.Bu formülü Massimilano denilen kişide bu konuyu bir takıntı haline getirmiştir ve bunun sonucunda
bu formülü almak istemiştir.Massimilano bu formülü bulan simyacıya gitmiştir,formülü istemiştir ve formülün sahibi olan simyacı hiç bir şey istemeden bu kağıdı Massimilano'ya
vermiştir.Bunun sonucunda formülü alan Massimilano formülü aldığı için çok mutlu olmuştur.Hızlıca villasına giden Massimilano formülün yazılı olduğu kağıdı açtıktan sonra baktığında hiç bir şekilde ne yazıldığını anlayamamıştır.Çevresindeki herkese sormuş burada ne yazıyor ? ,okuyabilen varmı ? , diye fakat maalesef bilen hiç bir kimse olmamıştır.Ancak ilk seferde aklına formülü veren simyacıya sormak gelmesede sonradan aklına gelmiştir ve bunun sonucunda hemen büyük bir hevesle formülü veren simyacının yerine gitmiştir fakat
simyacıyı bulamamıştır.Simyacıyı bulamayınca evine dönen Massimilano senelerce bu formül üzerinde çeşitli çalışmalar yapmıştır ve artık seneler sonra bu çalışmalar sonucunda bu formül hakkında en ufak bir bilgi bile bulamayan Massimilano artık iyice ümidini kesmiştir.Ancak kendi kendine demiştir ki ''Ben bunu bulamadım fakat ben bunu villamın girişinin kapısına kazırsam bu formülü buradan gelip geçen biri okur ve bu formülün ne olduğunu anlar hem bana yardımcı olur,hemde bilgilenmiş olur ya da gelecek nesillere bu bilgiyi bırakabilirim.'' diyerekten kapıya formülü kazımıştır.
Ancak her simyacılık öyküsü gibi bununda doğruluğu veya gerçekliği maalesef ki kesin olarak bilinmemektedir.Formülü Massimilano'ya veren simyacı gerçekten bir simyacımıydı ?
veya bu simyacının Massimilano'ya verdiği bu formül gerçekmiydi yoksa sadece Massimilano
ile alaymı etmişti ? Bu konunun doğruluğu her ne kadar kesin olarak bilinmesede bu formül
tarihe metali altına çevirme formülü olarak adını altın harflerle kazımıştır.

17 Ocak, 2017

Kayıp Korkular

Tüyler ürperten Hikaye..! “Philadelphia Deneyi ve Kayıp Geminin Sırrı”

Tüyler Ürperten Bir Hikâye... ! “

Philadelphia Deneyi, Kayıp Geminin Sırrı</ h1>



Philadelphia Deneyi adıyla bilinen ve günümüze kadar gizemini koruyan hikâye, dünya tarihinde yaşanan felaketlerden bir tanesi olmuştur. Deneyin amacı, genel anlamda yeni bir savunma stratejisi geliştirmektir. Amerikan hükümeti 1930'lu yıllarda bilim adamlarından gemilerin radarlarda görülmemesi için bir sistem geliştirmelerini ister. Belirlenen bilim adamlarına gerekli bütçe verilir. Uzun süren çalışmalar sonunda, deneme aşamasına geçilir. Deney için seçilen gemiye çok sayıda donanım ve ekipman yerleştirilir.


22 Temmuz 1943 tarihinde Elridge adlı gemiyle uzun yıllar süren çalışmaların başarıya ulaşıp ulaşmadığı görülecektir. Gemideki sistemler çalıştırılır. Önce geminin etrafı yeşil bir dumanla kaplanır. Ardından gemi tamamıyla kaybolur. Dünya tarihinin en büyük dâhilerinden biri olarak kabul edilen Albert Einstein’ın Birleşik Alan Teorisine dayanan çalışmalarda, geminin üzerine yansıyan radar dalgalarının bükülerek ya da kırılarak görünmezlik sağlaması için deneyler yapılıyordu. Ancak, deneyler teoriye uygun şekilde uygulama alanı bulamadı.

Bazı Gemiciler Kayboldu</ h2>

Deneyin yapılmasından sonra, bilim adamları büyük çapta bir başarı elde ettiklerini düşündüler. Oysa artık çoğu şey eskisi gibi olmayacaktı. Mürettebatta yer alan gemicilerin bir kısmı kaybolmuş ve yapılan arama çalışmalarında bulunamamıştı. Bazı denizciler akıl sağlığını kaybetmişti. Bir kısım denizciler ise, birkaç kez tekrar edilen deneylerin ardından sokakta yürürken bir anda kaybolup tekrar belirmeye başlamıştı. Gemiciler arasında en acıklı hikâyeye sahip olanlar, geminin metal levhalarında mahsur kalarak ölenlerdi.

Geminin görünmezliğini sağlayan sistem sayesinde, gemide yer alan metal levhalar eriyip bir süre sonra tekrar donuyordu. Bu aşamalar sırasında erimeyi fark etmeyen gemicilerden bazıları metal levhaların içinde kalmıştı. Bu deneyde basının en çok ilgisini çeken ve sırrı hala çözülememiş olan olgu ise, geminin radarlar tarafından görülmemesi değildi. Kaybolan ve kendisinden bir süre haber alınamayan gemi, belirsiz bir süre sonra çok farklı bir noktada ortaya çıkabiliyordu. Gözden kaybolma ve ortaya çıkma arasında geçen sürede geminin o kadar yol kat etmesi ise mümkün değildi. Bazı araştırmacılar bu olayın dünya dışı varlıklar tarafından gerçekleştirildiği iddiasını ortaya attı.

23 Aralık, 2016

Kayıp Korkular

Stigmatalar Hakkında

Stigmatalar Hakkında



İsa, herkes tarafından Tanrı'nın oğlu şeklinde adlandırılır. Tanrının oğlu Hıristiyanlar tarafınca Hristiyanların kurucusu olarak kabul edilmiştir. Kuran' da yer alan bilgilere göre İsa, Allah tarafından annesi Meryem' in rahminde yaratılmıştır. İsa'nın, çarmıha gerilerek çan çekişerek öldürüldüğü bilinmektedir. Tanrının oğlu. Çarmıha gerildiği sırada vücudunda yara izleri ve lekeler oluştuğu gözlemlenmiştir. Bu yaraların, leklerin ve Tanrı' nın oğlunun yaşadığı acılara karşı direnci stigmata olarak adlandırılmıştır.

Stigmata Kelime Anlamı Nedir?



Stigmata Pavlik Kiliselerini yapan kişi Hristiyan bir misyoner olan Pavlus' un yazdığı bir mektupta ortaya çıkmıştır. Pavlus Galatalar' a yazdığı mektupta stigmaya kelimesini kullanmıştır. Pavlus mektubunda 'Bedenim' de İsa'nın yaralarını taşıyorum' diye belirtti. Stigma Yunan kökenli bir kelimedir. Stigmata, stigma kelimesinin birden fazla olduğunu belirtmek için - ta eki almıştır.

Stigma esir olan kişilerin ve hayvanların vücutlarının herhangi bir yerine bırakılan işarete verilen bir isimdir. Yapılan stigmata işareti ile hayvanların ve esirlerin tanınması sağlanır. Vücutlarının herhangi bir yerinde stigma taşıyan varlıklar stigmatik olarak adlandırılmaktadır. Roma Katolik kilisesi ile stigma birbirine yakın olmaktadır. Buna bağlı olarak stigmatik olan kişilerin kadın ve genellikle Romalı oldukları yazılmıştır. Stigmata' nın çok inanç sahibi olan Hristiyanlar' da meydana geldiği söylenenler arasındadır.

Stigmata

 hakkında bir film yapılmıştır.  Film 1999 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde yapılmış ve 2000 yılında gösterime girmiştir. Filmin korku ve gerilim içerikli tasarlanmıştır. Filmin yönetmenliğini Rubert Wainwright üstlenmiştir. Filmin konusu; İsa heykelinin gözlerinden kan akması üzerine kurgulanmıştır. İsa’nın gözlerinden kan akması üzerine Vatikan’dan bir rahip olay yeri olan Brezilya’nın bir köyüne yönlendirilir. Rahip tüm bu iddiaları araştırdığı esnada başka yerler de bulunan İsa heykelleri hakkında da aynı şeyleri duymaktadır. Frankie Paige adında olan bir kadının da İsa’nın üzerinde çıkan yaralardan çıktığı gözlemlenir. Araştırmalar sonucunda kadının yaralarına stigmata adı verilir. Kadın stigmata hastası olmuştur. Film sırasında İsa’nın yaşadığı zamandan şimdiki zamana birçok mesaj gelir. Araştırmaları gerçekleştiren rahip ise tüm bu olaylar karşısında 1900 yıl boyunca inandığı şeyleri sorgulamaya başlar.

20 Aralık, 2016

Kayıp Korkular

Şeytanlar Ve Melekler

Şeytanlar Ve Melekler



Dini iki kavram olarak karşımıza çıkan şeytanlar ve melekler insan hayatının pek çok aşamasında yer etmiş varlıklardır. Kalıp haline gelmiş kişilerin günlük hayatlarında kullandıkları sözcük öbeklerine dahi dönüşmüştür. Kimileri için korku unsuru kimileri için ilahi bir güç olarak değer kazanırken kimi insanlar için ise yok sayılan unsurlardır.

Ne Anlama Geliyorlar?
Kelime anlamı olarak baktığımızda şeytan için belli bir kalıp tanım yapılabilir. Bu noktada şeytan din kitaplarında bulunan anlamıyla karşımıza çıkar. Meleklerden isyan etmiş olanların, kötü ruhları besleyenlerin başı olarak bilinir. İnsanı kötü davranışlarda bulunmaya sevk eder. Tanrı'dan uzaklaşılması için uğraşır. Kişilerin içine kötü, uğursuz düşünce, pis niyet olarak yansır.

Melek kelimesi

baktığımızda ise karşımıza daha olumlu, pozitif yaklaşımlar çıkar. Dini inanışa göre melekler ışıktan var edilmiştir. Tanrı ile insanlar arasında bir bağ kurulmasına yardımcı olur yani bir nevi aracılık görevini üstlenir.



Bahsedilen bu iki varlığı da insanlar gözle göremez yani soyuttur. İnsan aklının alamayacağı bir yapıda oldukları söylenmektedir. Bunun yanında yüklenilen anlam çerçevesinde kötü olan her şeyi şeytana, iyi olan şeyleri ise meleğe benzetme durumu söz konudur. Yardımsever, başkalarının iyiliğini düşünen, iyi huylu kimseler için melek gibi benzetmesi yapılırken; huzursuzluk çıkaran, insanların fena hallere düşmesini isteyen ya da bunun için uğraşan kişilere de şeytan gözüyle bakılır.

Bütün dini kitaplar bu iki varlıktan söz eder. İnsanlar bahsedilen kavramlara bu yolla ulaşmış, şeytan ve melek olarak bu şekilde isimlendirmiştir. Her iki kavram da birbirinden bağımsız değildir. Kötü unsurlar olmadan iyi, iyi unsurlar olmadan da kötü şeylerin var olamayacağı görüşü, şeytan ve melek kavramları ile birbirine bağlıdır. Önemli sayıda filme ve kitaba konu olan melek ve şeytan kavramları hakkında pek çok görüş ortaya atılmıştır. Bunun yanında pek çok farklı şekilde sanat ve edebiyat alanlarında kendilerine yer bulmayı da başarmışlardır. Ancak tüm bu sayısız bilgi akışı yeterli bir açıklama yapmayı başarmıştır. Olumlu ya da olumsuz görüşler herhangi somut bir kanıt sağlayamadıkları için melek ve şeytan kavramları bugün hala gizemlerini korumaktadır.

17 Aralık, 2016

Kayıp Korkular

Amen-Ra'nin Laneti

Amen-Ra'nin Laneti


Amen-Ra efsanesi

1880 lerde başlar. Zengin ve meraklı 4 İngiliz genci Güney Mısır da El-Uksur olarak bilinen şehrin yakınlarında kazı yapmaktadırlar. Bu kazı esnasında bir kadın mumyası ve tabut tahtasını bulurlar. Maceraperest ve kâşif olan Douglas Murray'da bu 4 gençten biridir. Bulunan mumyanın eski mısır Amen-Ra tapınaklarının rahibelerinden biri olduğunu düşünürler. Mumyayı buldukların andan itibaren 4 ingiliz gencinin her birinin başlarına tuhaf felaketler gelmeye başlar. Önce birisi çölde kaybolur, bir daha haber alınamaz. Bir diğerine hizmetçisi birdenbire saldırır ve yaralar. Hizmetçi bunu neden yaptığını açıklayamaz. Bunlardan sonra İngiliz gençler mumyayı da alıp İngiltere'ye dönerler. Ama tuhaf felaketler devam eder. İçlerinden birinin tüm malvarlığının bulunduğu banka iflas eder. Gençlerden biri olan Douglas Murray tüm olanları Mısır'dan getirdikleri mumyaya bağlar. Mumyayı Londra'da Mrs. Warwic Hunt'a satar. Ama Douglas Murray da felaket zincirinden kurtulamaz. Ard arda ağır sağlık sorunları yaşar ve tüm servetini sağlığına kavuşmak için harcar. Mumyayı satın alan Mrs. Warwic Hunt da tanımlayan sağlık sorunları yaşamaya, tuhaf sesler duymaya başlar. Evlerinde yangın çıkar, kızkardeşi kazada yaralanır. Son derece tedirgin olan ve mumya da kötü güçler olduğuna inanan Mrs. Warwic Hunt mumyayı British Museum'a bağışlar. Mumya müzeye taşınırken, taşıyan işçilerin üzerine düşer ve işçiler basit yaralar alır. Buna rağmen birkaç gün içinde birisi hiç beklenmeden ölür.

British Museum

da Mısır bölümüne yerleştirilen mumya Şanssız Prenses adı ile anılmaya başlar. Gece bekçileri mumyadan çekiç ve ağlama sesleri geldiğini ifade ederek istifa ederler. Bu sesleri duyan bekçilerden biri de birdenbire ölümce mumya British Museum'da depoya alınır. Bu esnada bir müze görevlisi gizlice mumyanın fotoğrafını çeker. Fotoğrafı tap ettirdiğinde karşısında korkunç bir yüz görür, panikle eve koşar ve yatak odasına girerek tek kurşunla intihar eder. British Museum da halen Şanssız Prenses ‘in sadece tabut parçası ve tahta lahitti sergilenmeye devam etmektedir. . British Museum temizliğini bile yaptıramadığı mumyayı açık arttırmada bir koleksiyoncuya satar. Koleksiyoncu ünlü medyum Madam Helena Blavatsky'yi mumyayı görmesi için davet eder. Medyum mumyada çok güçlü kötü frekanslar olduğunu, bu şeytani güçleri mumyadan uzaklaştırmasının mümkün olmadığını söyler. Koleksiyoncuya bu mumyadan derhal kurtulmasını tavsiye eder. Giderek ünü artan Şanssız Prenses Amen-Ra Amerikalı ünlü arkeolog William T.Stead tarafından satın alınır. Mumya ile özel olarak ilgilenmek isteyen arkeolog, satın aldığı mumyayı ülkesi Amerika'ya götürmek için çok uğraşır. Ama gemiler mumyayı almak istemezler. Ünlü arkeolog bunun üzerine bir otomobil içine gizlediği mumyayı Amerika'ya getirmek için ilk New york seferine hazırlanan büyük transatlantik Titanic'e yükler. Ve gemi okyanusa açılır. Bu yolculuğun ne şekilde sonuçlandığını da hepimiz biliyoruz.

13 Aralık, 2016

Nikolay Nedelchev

Dünyanın En Gizemli Aileleri

Dünyanın En Gizemli Aileleri

Dünyada yaşayan birçok topluluk yaptıkları işlerle ön planda yer almıştır. Ayrıca gizemli sırları ile birçok kişi tarafından merak edilmekte ve araştırılmaktadır. Bu ailelerin ortak noktaları parasal güç olmakla beraber aile sınırlarını dünyanın diğer ülkelerine yaymak olduğu da bilinmektedir. Bu aileler yaşadıkları dönemler içerisinde yaptıkları işler ile gündem oluşturmuş ve geçmişten geleceğe bu işlerini de sürdürmüşlerdir. Bu gizemli aileler günümüzde hala popülerteliğini sürdürmektedir. Bu aileler kendi yaşadıkları dönemde dünyaya yön veren isimler de olmuştur. Bu ailelerin başında Rothschild ailesi gelmektedir. Parasal olarak güçlü olan bu aile dünyaya yön vermekle ve savaşları başlatmakla suçlanıyorlardı. Maddi açıdan güçlü oldukları için istedikleri ülkeleri destekleyerek savaşı kazanmalarına yardımcı oluyorlardı.

Rothschild Ailesi

Bu aileni kökeni 18. yüzyıla dayanmaktadır. Alman kökenli Yahudi olan aile Avrupa’daki ülkelere banka kurmakla tanınmaktadırlar. Maddi açıdan güçlü olan bu aile ülkeleri yönetmekle de suçlanmaktaydı. Hala bu ailenin devamı gelmekte ve aileden yaşayanlar bulunmaktadır. Dünyanın en zengin ailelerinin başında gelen bu aileler ile ilgili birçok teoride ortaya atılmıştır.

Rupert Ailesi

Güney Afrika şarap pazarının kontrolünü elinde bulunduran bu aile maddi gücü ile dikkat çekmektedir. Ayrıca özel hastane zinciri de bulunan ailenin sigara üretimi işe iş dünyasına başladığı bilinmektedir. Yatırım gruplarının kontrolünü de elinde bulunduran aile milyon dolarlık serveti ile ön planda yer almaktadır.

Dünyayı Yöneten Şeytani Aileler

Dünya üzerinde hakimiyet kurarak gövde gösterisi yapan bu aileler geçmişten geleceğe hep karanlık işlerle uğraşmışlar ve insanlık üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmışlardır. Astor ailesi de bunlardan bir tanesidir. Uyuşturucu ticareti ile ilgilenen bu aile gizemli sırları ile de dikkat çekmektedir. Collins ailesi ise şeytani güçlerle ilgilenen bir aile olarak karşınıza çıkmaktadır. Sanatist akımları dünyaya yayan bu aile beyin kontrolü yapmayı amaçlamıştır.

Dupont ailesi
ise Hitlere cephane yardımı yapan büyük bir ailedir. Ayrıca uyuşturucu ticareti üzerinden de yüksek karlar elde etmiştir. Bu aileler geçmişte büyük işler yapmış ve karanlık güçler adına çalışmıştır. Hepsinin ortak noktası ise dünyayı ele geçirmek ve hakimiyet kurma üzerinedir.

10 Aralık, 2016

Kayıp Korkular

İphone'la ve Android Nabız Ölçme (Resimli Anlatım)

Merhaba arkadaşlar size iphone ile yeni bir uygulamayı tanıtıcaz.

Uygulamamızın ismi :Instant Heart Rate

Peki bu uygulamamızı nasıl çalıştıracak diyorsanız çok basit uygulamamızı yükledikten sonra uygulamamızı açtığımız zaman direk kameranın flaşı açılıyor ve parmağımızı kameraya tutmamız gerekiyor.
Ve 1-3 Saniye sonra kalp ritmlerini ölçümüne başlıyor uygulama.

Ölçüm bittikten sonra böyle bir ekran karşımıza çıkıyor ve analizi gösteriyor ayrıca tarih saat olarak ve istatistik olarak kayıt altına alıyor. 

04 Aralık, 2016

Kayıp Korkular

Havas Dua Hazinesi-Mustafa Ertuğrul

Basılı eserler arasında, Türkiye'de en çok rağbet gören kitap ise, Seyyid Süleyman el-Hüseyni efendinin "Kenz-ul Havâs" adıyla en son 1916 (1332)'da Eski Türkçe yayınlanan dört ciltlik eseridir. Defalarca yasaklanmasına rağmen, yeni harflerle ve sadeleştirilmiş bir dille kısaltılılıp tekrar basılarak el altından satılan Kenz-ul Havâs, aynı zamanda bu alanda kitap yazan birçok meraklının da ilham kaynağı olmuştur. Bunların içinde, Mustafa İloğlu'nun 1970'de yayınlamaya başladığı ve sonunda yedi ciltlik bir hacime ulaşan “Gizli İlimler Hazinesi”, ve Mustafa Ertuğrul'un “Dua Hazinesi” külliyatı kayda değer. Ancak, bunların ve benzeri kitapların birer “hazine” (kenz) olmaktan çok, baştan sona saçma sapan hurafelerle bezenmiş, ama aralara Kuran'dan ayetler serpiştirilerek mistik bir hava verilmeye çalışılmış tipik cehalet örnekleri olduğunu da belirtmek gerekiyor.


RAR PASS : kayipkorkularblog 



Blogumuzda Bulunan Diğer Kitaplar :




29 Kasım, 2016

Nikolay Nedelchev

Belmez Gizemi

Olayın aslı 1970'li yıllarda başlıyor ispanya'nın andaluzye eyaletinde Bélmez de la moraleda adında 2000 kişilik bir kasabada gerçekleşiyor.




Olayın başlangıçı maria ve juan çiftinin mutfakta gördüğü bir lekeyle başlıyor başta bunu pek umursamayan çift daha sonra bu lekelerin bir yüz şeklini aldığı kanaatine varırlar maria lekeleri deterjanla çıkartmaya çalışmıştır ancak başarılı olamamıştır.

Bu olaylardan etkilenen aile yüz silüetlerini betondan kazımaya karar verirler kazırlar fakat ertesi gün başka bir yüz silüeti ortaya çıkar bunun üzerine paranormal olaylardna şüphelenen çift bunu yetkili kişilere aktarmaya karar verirler ve yetkililer konuyu incelemeye alırlar incelemeye alındıktan sonra bu silüetlerin evin farklı yerlerinde çıkmaya başlar ve olay kasabada yayılır yayıldıkcada dış kasabalara yayılır ve duyan insanlar bu silüetleri görmeye başlar bu durumlardan sora belde turizm beldesi olur ve hergün yüzlerce turist bu paranormal silüetleri görmek için kasabaya akın ederler.




Bu paranormal olayın gerçeklşemesinin sebebini halk önceden kasabada olan müslüman mezarlığına müslümanların yattığı mezarlara hristiyanları gömmeye başladıklarından dolayı olduğu kanaatini getirmiştirler. Olayın yetkililer tarafından gerekli testler yapıldığında çinko-bakır-baryum-krom-fosfor ve kurşun çıktı ve bu silüetlerin kasti olarak cizildiğini söylensede diğer araştırmacılara göre boya kullanımı görülmediği ve bu belirtilerin kendiliğinden oluştuğu kanaatine vardılar ve analizler herkezin kafasınsa soru işareti bıraktı ve bu şekilde kaldı.

Medyum olarak tanınmaya başlayan mario gomes 2004 yılında vefat ettikten sonra psişik araştırmacı pedro amaros maria bu olayların araştırmasını yapmak için eve yerleşti yeni silüetlerin meydana çıktığını söyledi fakat bazı gazeteci ve araştırmacılar toplanarak bir kitap çıkarttılar los caras de belmez adlı kitapta belmez alçakları olarak tanıttıkları kitapta evde oluşan silüetlerin hepsi aldatmaca olduğunu yazdılar ve medya ile birlikte insanlars bunu bu şekilde göstererek inandırıldı fakat olay kesin bir netliğe kavuşmadığı için gizemli bir şekilde olay kapatıldı.

05 Kasım, 2016

Kayıp Korkular

Kamboçya'da Yüzü Asitle Yanan Adamın Korkunç Görüntüleri





Kamboçya'da çekilen videoda yüzü asitle yanmış ve görme yetisini kaybetmiş olan bir adam görüntülenmiş. Asit yüzünün büyük bir kısmını eritmiş ve daha sonra boyun bölgesini resmen ortadan kaldırmış. Göğüs ve omuz arasındaki köprüleri oluşturan bölge ise yanmadan dolayı katılaşmış gibi görünüyor.


Yanık izleri göğsünden aşağı bir yol gibi görülebilir. Dudakları ve ağzı ileri derece yanan adam ağzını kapatmada zorluk çekiyor hatta dudakları eridiği için kapatamıyor. Muhtemelen asit gözlerini de eritmiş göz kapakları da yok. Adamın gözleri görme yetisini veya gör yetisinin çoğunu kaybetmiş gibi görünüyor. Resmen korku filmlerden fırlamış olan bu video +18'dir. 18 yaşından küçüklerin izlemesi sakıncalıdır.

Videoyu direk konu altına koymadım sakıncalı görüntüler içeriyor.

VİDEO İÇİN TIKLA

Kayıp Korkular

Ejderhalar Gerçek mi ? Yoksa Bir Efsaneden İbaret mi ?


Ejderhalar Gerçek mi ? Yoksa Bir Efsaneden İbaret mi ?

Avrupa'da şanssızlık getirdiğine inanılır  yalnız uzak doğuda ise uğur ejderha ile her zaman bir tutulur ve saygı gösterilir. Çin'de 12 burçtan biri de ejderhadır. Avrupa'da bulunan pek çok efsanede kötü karakterin ta kendisidir. Uzak doğuda ejderhaların sonsuz iyilik, bilgelik ve bolluk getirdiklerine inanılır. Bir çok insan tarafından merak edilen tek soru ise ejderhalar gerçekte yaşamış mıdır yoksa efsane midir. Bu konuda bir çok tartışmalar yapılmıştır ve hala yapılmaya da devam edilmektedir. Hatta ejderhalar hakkında belgeseller dahi yapılmaktadır. Şüphesiz ki geçmiş dönemlerde bulunan bazı istisnai durumlar hariç  ejderha iskeleti sanılan iskeletler dinozor iskeletleridir. Efsanelere göre yumurtladıklarına inanılır. Bazı mitolojilerde yavrularına karşı şaşırtıcı ve aşırı iyi derecede bir anne olabilirler. Hazine biriktirirler ve onları canları pahasına korurlar. Dünyanın hemen her yerinde  ve ülkesinde ejderha efsanelerine rastlamak olağan bir durumdur.

Ejderhalar Gerçek mi ? Yoksa Bir Efsaneden İbaret mi ?

Yani velhasıl kelam, bu güne kadar hiç bir ejderha iskeletine, fosiline, yumurtasına ve kalıntısına rastlanılmamıştır. Efsanelerden ibaret görünüyor. Bu güne kadar ejderhalara ait olduğu düşünülen iskeletlerin dinozorlara ait olduğu defalarca kanıtlanmıştır.


Bilinen Tek Ejderha





Komodo ejderi , dünyada yaşayan en iri kertenkeledir. Komodo ejderleri en büyük 3 m uzunluğunda olur, ortalama ağırlıkları ise 70 kilogramdır. Adına ejder denilir fakat  aslına bakarsanız varan familyasındadır.

Genellikle Endonezya'nın Komodo, Rintja ve Flores adalarında bulunurlar. Otlak alanlarda yaşarlar. Komodo ejderleri çok iyi yüzer ve pençeleri sayesinde iyi tırmanırlar, gün boyunca aktif şekilde hareket halindedirler. Yılanlardan bildiğimiz gibi, uzun ve çatallı dillerini kullanarak yiyeceklerini bulurlar. Başlıca besinleri ise hayvan leşleridir. Aynı zamanda geyik ve yaban domuzu da avlarlar. Komodo ejderleri nadir olarak görülse de manda kadar iri hayvanları bile öldürebilirler. Salyasında bir çoğu tehlikeli 50'den fazla çeşit bakteri bulunur. Yemeklerinden geriye hiçbir şey bırakmazlar yani pis boğaz diyebiliriz :) Dişileri her yıl yaklaşık on beş yumurta yaparlar. Onları kuma veya toprağa gömüp, kuluçkaya yatarlar. Komodo ejderleri 1912 senesinde Komodo adasındaki araştırmalara kadar doğal çevreleri haricinde bilinmiyordu. Uzunluklarının tamı tamına 7 metrenin üzerine çıktığı iddia ediliyordu, lakin bilinen en büyük örneği, 3,50 metre boyunda ve 166 kg. ağırlığındadır.


etiketler : ejderhalar gerçek mi, ejderhanı nasıl eğitirsin, ejderhanı nasıl eğitirsin 3, ejderhanı nasıl eğitirsin 2, ejderhalar, ejderha oyunları, ejderha dövmeli kızı, ejderha filmleri, ejderha meyvesi, ejderha resmi, 

03 Kasım, 2016

Kayıp Korkular

Animizm Canlandırmacılık Nedir ?



Animizm Canlandırmacılık Nedir ?

Animizm ya da Canlandırmacılık olarak telaffuz edilen Latincede Anima, ruh, hayvan hayatının ilkesinden, Fransızcada ise Animisme, doğada insan ruhuna az çok benzer ruhlar bulunduğunu kabul eden bir dindir. Felsefede her nesnenin bir ruhi varlık veya ruh tarafından yönetildiğini kabul eden sistemdir.


Psikolojik olaylarda olduğu gibi hayatla ilgili olayları da düşünen bir ruhun yönettiğine inanan sistem Stahl doktrini. Stahl'ın animizmi hem mekanizme hem de vitalizme karşıdır. Mekanizm, hayat olaylarını yalnız fizik-kimya olgularından ibaret sayar. Vitalizm ise hayat olaylarını yarı maddi yarı manevi olan, hem fizik-kimya olaylarından hem de düşünen ruhtan ayrı bir hayat ilkesiyle açıklar. Şuur ve bitkisel hayat gibi iki ayrı ilkeyi varsayan vitalistlerin çifte dinamizminin (düodinamizm) aksine animistler hem hayatla ilgili olayları hem de psikolojik olayları tek bir sebebe, düşünen veya “akıllı” bir ruha bağlarlar.

Animizm özellikle Afrika ülkelerinde  inanılan bir dindir. Kenya, Kongo, Benin, Botswana, Madagaskar, Gine Bissau, gibi ülkelerde yaygın olarak benimsenmektedir. Ayrıca O Du halkı'nın da tarihsel dinidir.

Toraja Halkı Her Sene Ölüleri Mezarlarından Çıkarıyor

Animizm dinine inanan yerli halkı Toraja her sene festivallerinde ölüleri mezarlarından çıkarıyor, temizliyor ve güzel giysilerini giydiriyor. Deyim yerindeyse ölülerin yaşatıldığı yer diyebiliriz.


Festivalden Bazı Görüntüler.

Görüntüler +18'dir. 












etiketler : animizm nedir ? animizm inancı, animizm ekşi, animizm.tv, animizm okul öncesi, animizm örnekleri
Kayıp Korkular

Süper Dişi Sendromu Nedir ?



Süper Dişi Sendromu Nedir ? Süper Dişi Sendromu aslında bir tür kromozom rahatsızlığıdır. Kadın ve erkek birleşmesi sonucu döllenme sırasında kadına ait XX kromozomlarından birinin ayrılması gerekirken ayrılmıyor. Bu durumda bu XX kromozomlu yumurtanın X kromozomlu bir spermle dölleniyor. Bu döllenme nedeniyle XXX kromozomlu, yani 47 kromozomlu kadınlar oluşuyor. Süper Dişi Sendromu Nedir ?




Varolan istatistiklere göre her 1200 kişide bir görülen süper dişi sendromu iki kat zeka geriliğine ve kısırlığa sebeb olmaktadır. Süper dişi sendromu taşıyan kadınlar normal kadınlara göre aşağı yukarı aynı görünüme sahiptirler. Bu sebebten ötürü süper dişi sendromu taşıyan kadınların bir çoğu 47 kromozoma yani açıklamak gerekirse fazladan bir X kromozomu taşıdıklarını bilmezler. Bu sendromu taşıyan kadınlar geç konuşmaya başlar ve öğrenmede zorluk çekebilirler. Fazladan bir X kromozomuna sahip kadınların uzun boylu oldukları nadir olarak görülürken  büyük çoğunluğu kısa ve kilolu yapıdadır. Parmakları diğer kadınlara oranla daha kısadır ve çoğunluğu kambur görünür.

Erişkin yaşa geldiklerinde normal hayata uyum sağlayıp evlenebilirler. Bazılarının ilerleyen yaşlarda çocuk sahibi bile oldukları görülmüştür.

Örnek Resimler:








etiketler : freaks, süper dişi nedir ?, superwomen syndrome, süper dişi, süper dişi sendromu, süper dişi hastalığı, genetik hastalıklar, 47 kromozom kadın, süper dişi hastalığı olan ünlüler, süper dişi örnekleri, süper dişi sendromu ünlüler, süper dişiler, 

31 Ekim, 2016

Kayıp Korkular

Eski Türk Destanlarında Bahsedilen Köpek Başlı Yaratıklar



Eski Türk Destanlarındaki Bahsedilen Köpek Başlı Yaratıklar 

İtbarak Nedir ?

İtbarak  eski Türk destanlarında bahsi geçen, Türklerin sürekli olarak savaş halinde oldukları, o dönemde yaşayan Türklerin kuzeybatısında bulunan "köpek başlı insana benzer yaratıklardır". Efsanelerde bahsedilene göre ilk olarak "Çok tüylü köpek" anlamında geçmiştir. Oğuz Kağan destanlarında , "İtbarak'ların meskeni, kuzey-batıya doğru uzanan, karanlık ülkelerin içinde bulunuyordu. Oğuz Han, 'İtbarak'lara karşı bir akın gerçekleştirmiş; fakat yenik düşmüş, dağlar arasında bulunan bir nehrin ortasında olan, küçük bir adacığa saklanmak zorunda kalmıştı.



Köpek Başlı İnsanlar


Bu adacıkta, savaşta ölen askerlerinden birinin karısı da doğum yapmak durumunda kalmıştı. Gelin görün ki buraya sığınan Oğuz Han'ın, ne bir evi, evi bırakın bir çadırı bile yoktu. Kadın çaresizlikten bir ağacın kovuğuna girmiş ve orada çocuğunu doğurmak durumunda kalmıştı. Oğuz Kağan, kadının sağlıklı doğum yapmasına çok sevinmiş ve çocuğa da, Kıpçak ismini vermişti. Eski Türk efsanelerinde Kıpçak isminin anlamı ise "ağaç kovuğu" anlamına geliyordu. Bilindiği üzere Kıpçaklar, Altay dağlarının batısından başlayarak taa Güney Rusya içlerine kadar uzanan, büyük Türk kitleleri idiler. Herhalde Kıpçak ismi de, çok eski çağlardan beri meydana gelmiş, bir kavim adı olmalıydı. Fakat Türk destanlarını kaleme alanlar, Kıpçak'la ağaç kovuğu arasında bir yakınlık bulmuşlar ve bu yolla, Kıpçak Türklerinin türeyişlerini anlatmak istemişlerdi. Az önce de söylediğimiz gibi, Oğuz Kağan, ikinci karısını bir göl ortasında bulunan küçük bir adacıktaki ağaç kovuğunda bulmuştu. 


etiket : itbarak pdf, itbarak nedir, itbarak 2, itbarak indir, itbarak ekşi, itbarak oku, itbarak efsanesi, itbarak pdf oku,

28 Ekim, 2016

Kayıp Korkular

Zonguldak'taki Cinli Köprünün Laneti



Merhaba Korku Severler, sizlere yine müthiş bir Cin Olayı hazırladık. Bizimle Kayıp Korkular Facebook Sayfası üzerinden iletişime geçen Burak Ersoy isimli arkadaşımızın başından geçen korkutucu ve ilginç olayı sizinle paylaşıyoruz. Bilindiği üzere cinler genel olarak ıssız,  viran ve pis yerlerde yaşarlar. Olay da tam olarak Zonguldak'ta bir köyde geçiyor. 


Saat kaçtı tam olarak bilmiyorum. Sanırım akşam 7 ye geliyordu. Civar köyün tekinde asker eğlencesi vardı. 3 arkadaş yola koyulduk. Koca köprü dediğimiz köprüden geçiyorduk yanımızda sigara ve kibrit vardı. 3'ümüz birer dal içecektik fakat civar köy olduğu için tanıdık olma ihtimali vardı. O yüzden bizde köprünün altında içmeye karar verdik fakat 1 arkadaşım hayır dedi çünkü o köprü lanetliydi oradan gece kimse geçmek istemezdi. Biz bunu dinlemeden indik köprünün altına içtik. Çok iyi hatırlıyorum sigarayı sol cebime kibriti de sağ cebime koydum. Biraz daha yürüdükten sonra paketin cebimde olmadığını fark ettim. Ama emindim koyduğuma. Neyse geri aramaya gittik en son köprünün altında içtiğimiz için oraya baktık ilk olarak bulamadık etrafa baktıktan sonra 20 metre sağımda kayanın üstünde paket altta kibrit üstünde dik bir şekilde duruyordu ve çok korkmuştuk. Yolumuza devam ettik. Aynı arkadaşım geri köye dönelim dedi fakat dinlemedik eğlenceye gitmeye karar verdik. Hava çok sıcak akşam olmasına rağmen. Hiç bir ağaç kıpırdamazken ceviz ağacı şiddetle sallandı. Bundan 1 hafta önce ceviz ağacın yanında cinler falan var demişlerdi. İnanmamıştım. Sonra önümüzde birisi bize yaklaşıyordu hemen aramızda şimdi kaçalım dedik kabul etmedim ben. Dedim ki ilk ayaklarına bakın ters ise hemen kaçacağız anlaştık. Yanımıza yaklaştıkça beyazlaşıyordu çok korkmuştuk. Bir anda aşağıdaki tarladan koşarak uzaklaştı ne olduğunu anlamadık ve hemen kendi köyümüze gittik. Dedeme anlattım buna benzer olaylar o köprüde olurmuş dedem küçükken ona da bu tür olaylar olmuş. Zonguldak Alaplıda bir köyde...

etiket : cinli köprü, lanetli köprü, korkunç köprü, zonguldak cinli köy, cinli köyler, köyü cinler bastı, korkunç köprü, cin hikayeleri, paranormal hikayeler,

27 Ekim, 2016

Kayıp Korkular

Eski Türkçe Büyü Kitabı : Irk Bitig Pdf İndir



Runik alfabesiyle yazılan eski Türkçe büyü kitabı: Irk Bitig

Eski Türkçeyle yazılmış ve Türklere ait fal ve büyü kitabıdır. Bin Buda mağaraları etrafında bulunan mabetlerde bulunmuştur. Bugüne kadar bulunan ve elde edilen en dikkat çekici eserler arasında yer alır. Orhun yazısı ve ya diğer ismi olan runik alfabesiyle kaleme alınmıştır. Yaklaşık tarihi 9. yüzyıldır yani 1200 yıla dayanan ve Uygur Budist rahipleri tarafından kaleme alınmıştır. İçeriği genel olarak buğdayla yapılan büyülere ait tarifnameler vardır. Ayrıca hayvan derisi ve kılından yapılan büyülere yönelik detaylı bilgiler vermektedir.


Yazma, ufak bir kitap hâlindedir. Sarı renkli, kuvvetli, kalın ve iyi bir çin kâğıdı üzerinde kaleme alınmıştır. Sayfalarının tam uzunluğu 13.1 cm, genişliği 8.1 cm, sayfaların her biri birbirine dikilmiş değildir, tutkal ile tutturulmuştur. Bu tutkal o kadar sağlamdır ki geçen uzun yıllara rağmen hâlâ gevşememiştir ve deforme olmamıştır. Çok fazla okuduğu ve kullanıldığı için sayfa köşeleri ve dış yaprakları oldukça deforme olmuş ve kırışmıştır. Keşke ataçı icad edeydiler :) Kâğıdın çok kaliteli bir cinsten olması, kitabın bu zamanlara kadar muhafaza edilebilmesini sağlamıştır. Toplam olarak 114 sayfa ve 65 paragraftan oluşur. Kitabın adı 101. sayfasında açıkça Irk Bitig olarak kayde geçilmiştir. Yani Irk “fal” ve bitig “kitap” kelimelerinden oluşan kitabın Eski Türkçe adı "Fal Kitabı" anlamına gelmektedir. 

Orjinal hali ve Çeviri olarak ikili bir şekilde sunulmuştur.



Blogumuzda bulunan diğer kitaplar :









Kenzül Esrar 



etiketler : ırk bitig indir, ırk bitig orjinal indir, ırk bitig çeviri, ırk bitig pdf indir, ırk bitig orjinal pdf indir, ırk bitig talat tekin, ırk bitig oku, ırk bitig türkçe, ırk bitig pdf,

25 Ekim, 2016

Kayıp Korkular

Ölüm Şekilleri ve Hissedilen Acılar



Merhaba sevgili korku severler, her zaman ki  gibi ilginç bir konuyle karşınızdayız '' Ölüm Şekilleri ve Hissedilen Acılar '' :) Her ölüm şekline, oluş durumuna ve tepkimesine göre farklılık gösterir. Sizlere bu yazımda hangi ölüm şeklinin ne kadar acı verdiğini anlatmaya çalışacağım. Ölüm hepimiz için kaçınılmaz sondur, hepimiz toprak olup organizmalara bakterilere yem olacağız. Bazen insanlar intiharın eşiğine dahi gelebiliyor, ben her zaman ne olursa olsun ''hayat yaşamaya değer'' diye düşünürüm. Onun için ne olursa olsun bu hayattan tat almaya, zevkini çıkarmaya bakın..

Bu arada Öldükten Sonra Vücuda Neler Olur ? adlı yazımız için TIKLAYIN.

Dikkat Okuyunuz!! Aşağıda verilen liste, hiç bir şekilde intihar olayına teşvik amaçlı yazılmamıştır. Yazı bilimsel olmamakla birlikte bilgilendirme amaçlı yazılmıştır. Ama yine de okurken ''Vay Bee'' diyeceğinize eminim.



Elektrik : 1000 volt yada üzerindeki elektrik akımına kapılmak.
Ölüm Süresi: Tam olarak iki saniye. 
Ölüm sebebi : İse iç organlarımızın yanması ve büyük doku kayıplarıdır. Yaralı yada sakat kalma durumu akımın kesilmediği sürece yoktur. Yani akım kesilse dahi yaklaşık olarak ihtimal  on milyonda bir. 
Hissedilen Acı Oranı: Çok kısa süreceği için yaklaşık olarak %25.

Kafaya Ateş Etme : Kafamıza pompalı ya da büyük kalibreli mühimmatla atış yapabilen bir silahla ateş etmek.
Ölüm Süresi : Yaklaşık olarak 1 saniye.
Ölüm Sebebi : Beyin ölümü gerçekleşmesi. Beraberinde çok hızlı kan kaybı ve tahtalı köy. Kurtulma şansı yaklaşık %3. Hissedilen Acı Oranı : Hızlı bir ölüm olduğu için %5.

İlaçla İntihar : Yüksek dozda herhangi bir ilaçtan bir kutu içmek aşağı yukarı 15-20 tane arası. 
Ölüm Süresi: On dakika 
Ölüm Nedeni: Karaciğer iflas bayrağını çeker veya kalp krizi geçiririz. İkisi bir arada da gerçekleşebilir. Kurtulma ihtimali yaklaşık %50 
Hissedilen Acı Oranı : %40

Bilekleri Kesmek : Bileklerde bulunan ana atardamarın olduğu yeri kesmek. 
Ölüm Süresi : 9-10 dakika
Ölüm Nedeni : Bilekler kesildiği zaman büyük bir acı bizi bekliyor fakat kan kaybına bağlı olarak acıdan eser kalmaz ve ölüm uykusuna dalarız. Yaralı olarak kurtulma şansı: %10 
Hissedilen Acı Oranı : %10

Boğaz Kesmek : Gırtlağı bıçakla veya her hangi bir aletle çeneye tam paralel olarak kesmek. 
Ölüm Süresi : 3-4 dakika. 
Ölüm Nedeni : Üst solunum yollarının tıkanması sonucunda nefes alamama ve kan kaybına bağlıdır. Yaralı kalma durumu %3 
Hissedilen Acı Oranı : %65 belki de iliklere kadar hissedilen bir ölüm yöntemidir.

Yüksek Bir Yerden Atlamak : En aşağı 50 metre yükseklikten sert bir zemine düşmek ve ya atlamak. 
Ölüm Süresi : 5 saniye.
Ölüm Nedeni : İç organlar patlar, kafatası yarılır ve yüksek ihtimalle kırılan kaburgalar kalbi parçalayabilir. Kurtulma durumu ise %5
Hissedilen Acı Oranı : %7

Yanarak Ölmek : Benzin veya yanıcı her hangi bir maddeyle yanmak. 
Ölüm Süresi : 5 dakika
Ölüm Nedeni : Doku kaybı, iç organların yanması ve patlaması, beynin akmasından kaynaklıdır. kurtulma durumu %12
Hissedilen Acı Oranı : %80'dir En çok acı çektiren ölümlerin başını çeker.

Donarak Ölmek: Çok soğuk eksi derecelerde bir ortamda hareketsiz bir şekilde beklemek.
Ölüm Süresi : 20- 100 dakika 
Ölüm Nedeni : Kan dolaşımı durur ve beraberinde beyine kan gitmez. kurtulma durumu %10.
Hissedilen Acı Oranı : %20.  Çekilen acı daha çok ölüme yakın olduğu vakitler değil de ilk zamanlarda olur.

Zehirlenerek Ölmek: Fare zehiri veya her hangin bir kimyasal madde almak.
Ölüm Süresi : Alınan miktara ve bünyeye göre değişmekle birlikte aşağı yukarı 15 dakika kadar sürebilir.
Ölüm Nedeni : Kaslar kendini kitler veya kişi kalp krizi geçirir. Solunum yetmezliği ve bunun akabinde akciğer parçalanması da bir diğer ihtimaldir. ölümden kurtulma durumu %50
Hissedilen Acı Oranı : %30

Etiketler : ölümler ve acıları, ölüm şekillerine göre acılar, ölümler ve acı çekmeler, intihar şekilleri ve acıları, ölünce ne kadar acı çekilir, hangi ölümle ne kadar acı çekilir,