Son Yayınlar

Günün Sözü

22 Ocak, 2017

Burak Akkoyun

Kan Donduran Rus Uyku Deneyi...

                                          Rus Uyku Deneyi


Bu makalemizde 1940'ların sonlarına doğru Rusya'da yaşanan vahşet verici bir uyku deneyinden sizlere bahsedeceğim.Rusya'da yaşanan bu konu Rusya tarafından herhangi bir açıklamada doğrulanmamıştır.Peki bu olay nasıl yayıldı ve bu olayın ana kaynağı neresi diye soracak olursanız creepypasta.wikia.com/wiki/The_Russian_Sleep_Experiment cevabını veririm.1940'ların sonlarında Rus araştırmacılar 5 insanı 15 gün tetikleyici gazla denekleri uyanık tuttular.Bu denekler II.Dünya Savaşı'nda düşman olarak kabul edilmiş politik tutsaklardı.Oksijen seviyesinin dikkatlice kontrol edildiği odalarda kalıyorlardı.Ayrıca oksijen seviyesinin dikkatlice kontrol edilmesinin amacı odaya verilen tetikleyici gazdan dolayı deneklerin zehirlenerek ölmemelerini sağlamaktı.Kamera sistemleri kapatılmıştı.Onları izleyebilmek için sadece mikrofonlar,5 inçlik gözlem camları,kitaplar,su,yataksız karyolalar ve beşinede bir ay yetecek kadar yiyecek erzağı vardı.Denekler eğer 30 gün boyunca uykusuz kalırlarsa serbest bırakılacakları konusunda anlaşmışlardı.

İlk beş gün her şey yolunda gidiyordu.Hiç bir sorun yoktu.Zaman geçtikçe deneklerin geçmişlerindeki travmatik olayları konuştukları fark edildi.4 gün boyunca bu durum giderek karanlık bir hal aldı.5 günden sonra,koşullar hakkında şikayet etmeye ve onları yönetenlerin nerede olduklarını araştırmaya başladılar.Birbirleri ile konuşmayı,iletişim kurmayı kestiler ve mikrofonlarla tek taraflı camlara fısıldamaya başladılar.Garip olan bir şey vardı ve oda şuydu;
Bu deneyi diğer deneklerin üzerinden kazanabileceklerini düşünmeye başladılar.Araştırmacılar başta bunun gazın bir yan etkisi olduğunu düşündüler.9 günden sonra ilk denek çığlık atmaya başladı.3 saat boyunca,odanın içinde koşarak bağırdı.Denek bağırmaya devam ediyordu ama çoğu zaman çıkan ses gürültüden ibaretti.Denek hiç bir şey söylemeden bağırıyordu.Araştırmacılar,deneğin ses tellerini parçaladığını söylediler.Daha ilginç olan şeyse diğer deneklerin buna nasıl tepki verdiği,ya da tepki vermediği idi.İkinci denek de çığlık atmaya başladı,geri kalanı ise mikrofonlara fısıldamaya devam etti.Diğer çığlık atmayan denekler kitapları parçalara ayırdı,sayfaları tek tek yüzlerine sürüp sakince gözlem camlarına yapıştırdıklarında,çığlıklar hemen kesildi.Aradan 3 gün daha geçti.İçerideki 5 deneğin sesi kesildiğinde araştırmacılar mikrofonların çalışıp çalışmadığını kontrol ettiler.Mikrofonlarda hiç bir şekilde sorun yoktu.Odadaki oksijen seviyesi,hepsine yetecek düzeydeydi.5 denek ağır egzersizler yapınca oksijen seviyesi düşüyordu.14. günde araştırmacılar deneklerden hiç bir ses,görüntü vb alamayınca odaya girmeye karar verdiler.Onların ölmüş olmalarından endişeleniyorlardı.
Anons ettiler:''Mikrofonları kontrol etmek için içeri giriyoruz,kapılardan uzak durun ve yere yatın.Aksi hâlde vurulacaksınız.İtaat edeninizden birisi özgürlüğüne hemen kavuşacak.''
İçeriden sakin bir ses cevap verince şaşırdılar:''Artık özgür olmak istemiyoruz.''Askeri güçler ve araştırmacılar arasında bir tartışma çıktı.Daha fazla tepki alıp kışkırtmamak için 15.günün gece yarısı odanın kapısının açılmasına karar verildi.Oda birden temiz havayla doldu ve uyarıcı gazlar boşaldı.Mikrofonlar anında çalışmaya başladı.3 farklı ses yalvarmaya başladı;dışarıda onları bekleyen aileleri,sevdikleri olduğunu yakarıyorlardı.Askerler denekleri almak üzere odaya gönderildi.Şimdiye kadarki en yüksek çığlık,içeriye giren askerlerden geldi.5 denekten 4'ü hâlâ yaşıyordu.Yiyecek erzaklarına çok dokunulmamıştı.Deneklerden birisi ölmüştü.Kalçasında ve göğsünde topak topak et doldurulmuştu.Odanın ortasındaki giderin üstünde duruyordu,suyun geçmesini engellediği için oda 4 inç suya kaplanmıştı.Su sandıkları sıvının kan olduğu o an fark edilemedi.Kurtulan 4 deneğin sakalları uzamış,derileri adeta paramparça olmuştu.Tırnaklarındaki parçalar bu yaraları kendilerinin yaptıklarını gösteriyordu,araştırmacıların düşündüğü gibi dişlerle değil... Yaralar ve oyukların açıları,konumları hepsini kendilerinin yapmadığını gösteriyordu.Ayrıca birbirlerine de saldırıyorlardı.4 deneğin de karın bölgesindeki organlar ve kaburgaları hemen hemen yok gibiydi.Kalp,akciğerler ve diyafram yerine,deri ve kaburgaya bağlı kasların çoğu akciğerlerle beraber göğüs kafesinin dışına sarkmıştı.Kan damarları ve organlar sağlam kalsa da,diğerlerini çıkarıp yere atmışlardı.Fakat denekler hâlâ inanması zorda olsa yaşıyorlardı.Dördününde sindirim sistemleri çalışıyordu.Günler sonra istifra ettiklerinde,aslında yediklerinin kendi etleri olduğu anlaşıldı.Çoğu asker Rus özel servisinde çalışmıştı fakat hiçbiri odaya girip denekleri kaldırmaya cesaret edemedi. Askerler odadan çıkarılmaları için yalvarıp bağırırken tetikleyici gaz geri geldi ve uykuya daldılar…
Deneklerin odadan çıkarılmamak için verdikleri mücadele herkesi çok şaşırttı. Bir Rus asker boğazına saldırılması sonucu öldü, bir diğeri ise testisleri koparıldığı ve bacağı deneklerden birinin dişleriyle kemirildiği için yaralandı. Diğer 5 asker ise hayatlarını intihar ederek kaybettiler.

Yaşayan 4 denekten birinin dalağı patladı ve dışarı doğru kanamaya başladı. Tıbbi araştırmacılar onu sakinleştirmeye çalıştılar ama bu imkansızdı. Bir insanın alabileceği morfinden daha fazla almasına rağmen hâlâ köşeye sıkışmış bir hayvan gibi mücadele ediyordu. Bir doktorun kolunu ve kaburgasını kırdı. Deneğin dolaşım sisteminde kandan çok hava vardı. Kalbi durduğunda bile bağırmaya devam etti ve 3 dakika boyunca kendini dövdü. Herkese saldırıp “Daha fazla!” kelimelerini tekrar ederken gittikçe güçsüzleşti, yavaşladı ve sessizce yere yığılıp hayatını kaybetti.Sağ kalan 3 denek tam donanımlı bir tıp merkezine taşındı. Sağlam ses telleri olan 2 denek uyanık kalabilmek için daha fazla gaz talep ediyorlardı. Deneklerin organlarını tekrar yerleştirme aşamasında sakinleştirici ilaçlarına karşı bağışıklık kazanmış oldukları keşfedildi. Deneklerden biri bağlanmış olduğu iplere rağmen, öfkeyle etrafa saldırıyordu. En sonunda 4 inçlik deri kelepçeleri yırtmayı başardı. Bunu yaptığında kolunu 200 poundlık bir asker sıkıca tutuyordu. Deneği sakinleştirmek için normalin üzerinde anestezi kullanıldı ve gözleri kapandı. Kalbi durmuştu… Otopsi testlerinin sonuçları kanın içindeki oksijen miktarının olması gerekenden 3 kat fazla olduğu gözlemlendi. Kasları iskeletine o denli yapışmıştı ki karşı vermeye çalışırken 9 kemiği kırıldı. 2. Hayatta kalan ise 5 kişinin arasında ilk çığlık atanlardandı. Ses kayıtları yok edilmişti.Yalvaracak durumda değildi, tek yapabildiği kafasını düzensiz bir şekilde haraket ettirmekti. Bunlar anesteziden doğan sonuçlardı. Bir sonraki ameliyatta yeniden anestezi verildi. Organlarını yerleştirirken 6 saat boyunca hiç tepki vermedi. Bir hemşire birkaç kez hastanın ameliyat esnasında gülümsediğine şahit oldu. Ameliyat bittikten sonra denek mırıldanmaya başladı. Doktorlardan biri, hastanın önemli birşey söylüyor olabileceğini var sayarak kalem ve not defterini alıp yanına gitti. Deneğin dudaklarından dökülen kelimeler sonucunda odadakilerin dehşeti katlandı: “Kesmeye devam et.”
Diğer iki deneğe de aynı ameliyat yapıldı. İkisine de anestezi yerine onları felç eden bir ilaç verildi. Ameliyatı gerçekleştirmek imkansızdı çünkü iki hasta da gülüp duruyordu. Tekrar konuşabilecekleri zaman canlandırıcı gaz istediklerini söylediler. Araştırmacılar onlara neden kendi bağırsaklarını parçaladıklarını ve tekrar gaz verilmesini istediklerini sordular. Tek cevap şuydu: “Uyanık kalmam gerek.”
Kalan üç deneği daha sıkı bağladılar ve onlarla ne yapılacağına karar verene kadar bekleme odasına geri gönderdiler. Komutan tekrar tetikleyici gaz verildiğinde ne olacağını merak ediyordu. Araştırmacılar buna itiraz etti ama kimse dinlemedi.
Odanın içinde tekrar mühürlenmeye hazırlanan denekler EEG monitörüne bağlıydı. Sürpriz olan şey ise tekrar tetikleyici gaz alacaklarını duyduklarında çırpınmayı bıraktıklarıydı. Denekler uyanık kalmakta kendilerini zorluyor gibiydiler. Bir tanesi mırıldanarak konuşmaya çalşıyordu. Diğer denekler kafasını yastığa dayamıyor ve sürekli göz kırpmaya çalışıyordu. EEG monitöründe görülen beyin dalgaları şaşırtıcıydı. Raporlarına bakarken bir hemşire deneklerden birisinin kafasını yastığa değdirdiği anda gözlerinin kapandığını fark etti. Beyin dalgaları direk rem uykusuna girdiğini gösteriyordu. Sonra tekrar eski durumuna döndü. Döndüğü anda ise kalbi durmuştu…
Kalan 2 denek ise tekrar mühürlenmek için çığlık atmaya başladı. Beyin dalgaları tıpkı uykudan ölen deneğinki gibi oldu. Komutan 2 deneğin tekrar mühürlenmesini emretti. Yanlarında olan 3 araştırmacıya  mühürleme emiri verildi. Araştırmacılardan birisi silahını çekip komutanı vurdu. Sonra sessiz olan deneğe silahı doğrulttu ve onu vurarak öldürdü. Silahı son kalan deneğe doğrulttu.”Bu şeylerle aynı yerde kilitlenmeyeceğim!” Adama çığlık attı. “Nesin sen!?” “Bilmek zorundayım!”
Denek gülümsedi: “Bu kadar kolaymı unuttunuz ?”  “Biz siziz. Biz sizin içinizde yatan deliliğiz, her an serbest olmayı bekleyen çılgın hayvanlarız. Biz yatağınızın altında saklananlarız…”
Araştırmacı durdu. Sonra silahı deneğin kalbine doğrultup ateş etti. Denek ölmek üzereyken, “Nerde..yse .. özgür…” dedi.

20 Ocak, 2017

Burak Akkoyun

Sihirli Kapı Porta Magica

Roma'da bulunan Porta Magica denilen 17. yy'da yaşamış olan ve metali altına çevirmeyi kendisine takıntı haline getirmiş olan Massimilano Kolombala'nın villasının giriş kapısıdır.Günümüzde villanın kendisi yoktur fakat sadece bu kapı vardır çünkü bu kapının çok
büyük bir özelliği vardır.
Bir simyacı metali altına çevirmeyi başarmıştır ve formülü bulmuştur.Bu formülü Massimilano denilen kişide bu konuyu bir takıntı haline getirmiştir ve bunun sonucunda
bu formülü almak istemiştir.Massimilano bu formülü bulan simyacıya gitmiştir,formülü istemiştir ve formülün sahibi olan simyacı hiç bir şey istemeden bu kağıdı Massimilano'ya
vermiştir.Bunun sonucunda formülü alan Massimilano formülü aldığı için çok mutlu olmuştur.Hızlıca villasına giden Massimilano formülün yazılı olduğu kağıdı açtıktan sonra baktığında hiç bir şekilde ne yazıldığını anlayamamıştır.Çevresindeki herkese sormuş burada ne yazıyor ? ,okuyabilen varmı ? , diye fakat maalesef bilen hiç bir kimse olmamıştır.Ancak ilk seferde aklına formülü veren simyacıya sormak gelmesede sonradan aklına gelmiştir ve bunun sonucunda hemen büyük bir hevesle formülü veren simyacının yerine gitmiştir fakat
simyacıyı bulamamıştır.Simyacıyı bulamayınca evine dönen Massimilano senelerce bu formül üzerinde çeşitli çalışmalar yapmıştır ve artık seneler sonra bu çalışmalar sonucunda bu formül hakkında en ufak bir bilgi bile bulamayan Massimilano artık iyice ümidini kesmiştir.Ancak kendi kendine demiştir ki ''Ben bunu bulamadım fakat ben bunu villamın girişinin kapısına kazırsam bu formülü buradan gelip geçen biri okur ve bu formülün ne olduğunu anlar hem bana yardımcı olur,hemde bilgilenmiş olur ya da gelecek nesillere bu bilgiyi bırakabilirim.'' diyerekten kapıya formülü kazımıştır.
Ancak her simyacılık öyküsü gibi bununda doğruluğu veya gerçekliği maalesef ki kesin olarak bilinmemektedir.Formülü Massimilano'ya veren simyacı gerçekten bir simyacımıydı ?
veya bu simyacının Massimilano'ya verdiği bu formül gerçekmiydi yoksa sadece Massimilano
ile alaymı etmişti ? Bu konunun doğruluğu her ne kadar kesin olarak bilinmesede bu formül
tarihe metali altına çevirme formülü olarak adını altın harflerle kazımıştır.

17 Ocak, 2017

Kayıp Korkular

Tüyler ürperten Hikaye..! “Philadelphia Deneyi ve Kayıp Geminin Sırrı”

Tüyler Ürperten Bir Hikâye... ! “

Philadelphia Deneyi, Kayıp Geminin Sırrı</ h1>



Philadelphia Deneyi adıyla bilinen ve günümüze kadar gizemini koruyan hikâye, dünya tarihinde yaşanan felaketlerden bir tanesi olmuştur. Deneyin amacı, genel anlamda yeni bir savunma stratejisi geliştirmektir. Amerikan hükümeti 1930'lu yıllarda bilim adamlarından gemilerin radarlarda görülmemesi için bir sistem geliştirmelerini ister. Belirlenen bilim adamlarına gerekli bütçe verilir. Uzun süren çalışmalar sonunda, deneme aşamasına geçilir. Deney için seçilen gemiye çok sayıda donanım ve ekipman yerleştirilir.


22 Temmuz 1943 tarihinde Elridge adlı gemiyle uzun yıllar süren çalışmaların başarıya ulaşıp ulaşmadığı görülecektir. Gemideki sistemler çalıştırılır. Önce geminin etrafı yeşil bir dumanla kaplanır. Ardından gemi tamamıyla kaybolur. Dünya tarihinin en büyük dâhilerinden biri olarak kabul edilen Albert Einstein’ın Birleşik Alan Teorisine dayanan çalışmalarda, geminin üzerine yansıyan radar dalgalarının bükülerek ya da kırılarak görünmezlik sağlaması için deneyler yapılıyordu. Ancak, deneyler teoriye uygun şekilde uygulama alanı bulamadı.

Bazı Gemiciler Kayboldu</ h2>

Deneyin yapılmasından sonra, bilim adamları büyük çapta bir başarı elde ettiklerini düşündüler. Oysa artık çoğu şey eskisi gibi olmayacaktı. Mürettebatta yer alan gemicilerin bir kısmı kaybolmuş ve yapılan arama çalışmalarında bulunamamıştı. Bazı denizciler akıl sağlığını kaybetmişti. Bir kısım denizciler ise, birkaç kez tekrar edilen deneylerin ardından sokakta yürürken bir anda kaybolup tekrar belirmeye başlamıştı. Gemiciler arasında en acıklı hikâyeye sahip olanlar, geminin metal levhalarında mahsur kalarak ölenlerdi.

Geminin görünmezliğini sağlayan sistem sayesinde, gemide yer alan metal levhalar eriyip bir süre sonra tekrar donuyordu. Bu aşamalar sırasında erimeyi fark etmeyen gemicilerden bazıları metal levhaların içinde kalmıştı. Bu deneyde basının en çok ilgisini çeken ve sırrı hala çözülememiş olan olgu ise, geminin radarlar tarafından görülmemesi değildi. Kaybolan ve kendisinden bir süre haber alınamayan gemi, belirsiz bir süre sonra çok farklı bir noktada ortaya çıkabiliyordu. Gözden kaybolma ve ortaya çıkma arasında geçen sürede geminin o kadar yol kat etmesi ise mümkün değildi. Bazı araştırmacılar bu olayın dünya dışı varlıklar tarafından gerçekleştirildiği iddiasını ortaya attı.